Kayıtlar

Resim
Buraya bu ağacın altına senin için bir şey bırakacağım.. 



Vorn...

         Yalpalanarak yürüdüğüm bu yola hiç yabancı değilim.. Zaman öylesine hızlı geçiyor ki bazen gölgemi bile fark etmek zorlaşıyor.. Vorn ! sana yalan söylemeyeceğim.. Ağaçlar yanarken ses çıkarır ve onların oyuklarında hayvanlar yaşar. Ağaçları kıskandığımı biliyorsun.. Onlar öylece yüzyıllarca sabit ve hafifçe gürüldüyerek gökyüzüne doğru uzanıyorlar. Ben onlar kadar sabırlı değilim. Ne yere ne de göğe, ortada bir yerdeyim.. Tüm bunlar olurken tıpkı Akrel gibi dönüştürülmek istediğim oluyor. Bir oyuktan alınıp bir ağacın gövdesine asılmak orada yüzyıllarca beklemek.. 
Vorn ! ölü adamların suyun üzerinde yürüdüğü gibi soğuk ve sersem bir esintiyle mi geldim, yoksa ben zaten orada mıyım ?









Resim
O gece kuşları dinlemiyor olsaydın sana seslenecektim.  Gökyüzüne bakıp anlatacaktım bir ölüyü kucaklamanın vurgununu. Gölgem yerin altına doğru uzanırken, bağıracaktım sonra denize doğru düşecektim.  Ellerimde tuttuğum söğüt ağacının yaprağı savrulacaktı rüzgarla.  Ardından bakarken ıslık çalacaktım.. Tıpkı gölgem gibi yerin altına, susuz ve sersem bir şekilde saplanacaktım... O gece kuşları dinliyor olmana, o gece orada olamana sevindim.













Resim
Adımı ilk kez sorduğun zaman sana cevap vermek istememiştim. Zaten kuyudaki uğultuya odaklanmıştım. Hem beni görebiliyor olman yeterliydi benim için ama sen ısrarla adımı sordun, sen adımı tekrar ve tekrar sorarken ben şekilsiz ve isimsiz olduğum zamanı hayal etmeye çalışıyordum. Zamanın ötesine geçmek için yalvarıyordum ama bilmediğim çok şey vardı. Tüm o gerici derinliğin içinde çok ufak bir ayrıntıydım. Ellerime bakmaya çekiniyorum. Sese dokunamamak beni üzüyor. Tüm akışı anlamakta zorlanıyorum çünkü; zaman benim için ikiye bölünüyor. Şimdi tekrar bu gümüş renkli düzlükte, kendimi kaybetmemek ve dönüşmemek için zor tutuyorum. Biliyor musun bir keresinde boş bir alanda yürürken çok güzel bir ninni duymuştum fakat bu ninni bir insanın sesinden gelmiyordu. Ardından ağaçların ve dalların olduğu alana doğru yürüdüm. Biraz daha ilerisinde ateş ve ateşin yaydığı ışığı gördüm.. Alevler havada süzülürken onları toprağa bağlayan kökleri yoktu ve o ateşin başında bir gölge dikiliyor…
Masalda yaşlı bir cin şöyle diyor; '' Diğer tüm kahverengi yollarda olduğu gibi, zırhını düşüren canavar, toprağa ve havaya bir çınarın gövdesinden savrulur.''
Resim
Seni dönüştürecekler Akrel , seni bir oyuktan alıp, bir ağacın gövdesine asacaklar. Orada düşünmek ve düşmek için zamanın olacak ama seni dönüştürecekler. Gizem ve derinlik arasındaki ayrımı anlayamadan seni bir ağacın gövdesine saplayacaklar Akrel. Sen kanayacak ve yanacaksın ama canın yanmayacak zaten sonra uyanacaksın..  Bilirsin geceyi severim, içindeki sessizliği, uzaklığı, uyuyanların duyamadıklarını dinlemeyi.. Ben, geceyi gündüzden daha çok severim Akrel çünkü; ben karanlıkta iyi görürüm, ben karanlıkta iyi duyar ve daha güçlü severim... Sen uzunca asıldığın zaman gövdenle bir ağacın kabuğuna, geceyi bekleyip seni oradan kendi gövdeme düşüreceğim. Toprağa adını yazıp üzerine tohumlar serpeceğim. Söğüt ağacından yapılmış bastonumla yükünü hafifleteceğim senin. Sonra sen dönüp ardına bakacaksın, ağacın üzerinde asılı kalan gölgene. Bir ninni gibi esecek rüzgar gölgesiz bedenine, sonra yüreğine saplanan her ne ise onu oradan söküp çıkaracağım. Bunu yaparken yıl…
Kanattığın yarayı nefesinle kuruturken
Çalıların arasına uzanan gölge hangi oyuktan geldi ?
Geçerken yanından sersem ve esintili,
Hatırladığın son şey neydi ? Yerin 7 kat altına inerken, susadığın ve kaybettiğin.
ölü adamların suyun üzerinde yürüdüğü gibi soğuk ve sersem bir esintiyle mi geldim - yoksa ben zaten, oradamıyım.
Resim
Meria'd
 Kardeşinin rüyasından çıka gelmiş Meria’d. Korkunç bir gecenin ertesinde… Annesi ona sormuş  ‘’ beni hatırlıyor musun sen güzel çocuğum, beni duyuyor musun bilmediklerinin ardından ‘’ Meria’d onu hatırlamamış ona benzeyen onun gibi konuşup onun gibi giyinen kimseyi hatırlamamış.


Sen bahçede dönüp duran bir kuştun Sen Kuyunun dibindeki uğultu. Ellerinin ardı görünürdü senin Meria’d Konuşurken nefesin bir fısıltı gibi duyulurdu. Artık ne zaman yapraklar düşse, bir gölge onların arasına uzanıyor. Sakince doğrudan bize bakıyor. Sen onları göremiyorsun.. Bu beni üzüyor. Nehirler yükseldiğinde sana geri dönebilir miyim ? Bir süre için zihninde yaşayabilir miyim Meria’d ? Bir süre için… Çünkü ben; güneş doğduğunda denize doğru düşerim. Eğer yapabilirsen benim için bir ışık yak Nefesini içine üfle ve  bildiklerini geri getir. Bana bir isim ver ve ben de sana orada sakladığın şeyi geri vereyim. Kalbini kalbimim olduğu yere koy ve benim için bir ışık yak Meria’d. Sana unuttuklarını g…
Kalbinin çok dışında kalmayı arzu ettiğini biliyorum. Dönüşmeyi ve orada olmak istemediğini.
'' Çok şey duyuyorum anlattıklarından, muhtemelen benim anladıklarım senin ifade ettiklerinle aynı değiller. Umrumda değil, bir kere de gerçeklik kriteri olmayan bir hayal kurayım. Okuduklarımdan ve yazdıklarımdan sıkıldım. Kamuflaj konusunda çok başarısızım, rüyalarım da oldukça sıradan, cesursun ama sakladığın masallar var bir yerlerde.

Virgülü çok sevdim.susmadan önce virgül koy hep.




Öyle çok sır ki, bedenimde duyuyorum acısını ve sana uykumu veririm ama önce nasıl yapacağımı bilmem gerekiyor. Sen de en sığ ve sade haliyle güven ver bana önce sonra rüyalarını tadabilirim.

Tanıdık kelimelerin var, onları çok seviyorum, dokunmak, onlardan biri ve zihinsel sakinlik, ben buna düşünsesiz bilinç diyorum.

Biliyor musun beyaz saçlı yaşlı kadından önce dokunanlar da olacak.

Bir de ikinci notumu açıp okudum biraz önce gayet cesurca öpmek yazmıştım, yine de utanmamı istemiş kelimeler. Orada çıkan suratı sevmiyorum ama her koşulda, ''

                                           …
Sana bakmak güzel ve bu kara zift gibi kediye dokunmak. Bazen sana benzemek istiyorum. Bazen bir gölgesize. Elini ağacın gövdesine koy, hissediyor musun ? Buz gibi, bazen ona benzemek istiyorum. Aniden her yerdeyim ve aniden tekrar burada... sana bakıyorum.
O en kötü günde ben de kararıyordum artık... Sesini işittiklerim, dokunamadıklarım ve ayaklarımı üzerine koyamadığım toprak gibi. Artık ne zırhım ne de gövdem beni taşıyordu, ne de kuşun gölgesi ile birlikte içinde süzüldüğüm şu hava. 



            Bugün eve dönüşümün 3. günü, kaybettiğim ve hatırlamakta zorlandığım her şey buraya sıkışmış sanki. Derin bir nefes alıp kapalı gözler ile tüm noktalara ulaşabiliyorum. O kadar ki, kardeşimin yokluğu bile hissedilmiyor bazen.  Yine de tüm bu gerçekliğin içine gömülmek zırhımı biraz daha ağırlaştırıyor. Çocuk olduğumuz günlerde üzerinde resimler çizdiğimiz masa, tavan arasındaki oyuklar ve aklımdaki oyunlar… hepsi yerli yerinde. Ama kardeşim Zelune'yi hatırladıkça ağrım biraz daha çoğalıyor, biraz daha ağırlaşıyor ve gömülüyorum. Böyle anlardan sonra kaçmanın ve saatlerce yürümenin, göğsümdeki ağrıyı ve zırhımdaki yoğunluğu hafiflettiğini biliyorum ama beni buraya bağlayan şey tüm hareketimi engelliyor. Yine de kendime acıyıp, göl…
Kuşun gölgesinde otururken, ayaklarım toprağa hiç değmez, o gidene kadar yere basmayı hiç düşünmem, zaten istesem de yapamam...

            Kuşla ve onun gölgesiyle oturuyorum, ardımdaki her şey rüzgar ile birlikte savruluyor, toprağa ve havaya karışıyor hatta suya sonra ateşe, dünyanın arka tarafına doğru uçuşuyor... Yıllardır ne kadar çok dilesem de gördüklerimi istediğim gibi anlatamam. Çünkü zaman, ikiye bölünür ve ben, çok dışımda değil, bu gümüş renkli düzlükte, kendimi kaybetmemek ve dönüşmemek için zor tutarım... nihayetinde başaramam.

            İlerideki tepeyi birdenbire görüyorum. Rüzgar, bana doğru esiyor, bulutların ve ağaç dallarının arasından güneşi çok az görebiliyorum. Kolumdaki saate bakınca dört saattir aynı yerdeyim ama bulunmam gereken yeri çoktan geride bırakmışım. Dört saat boyunca taş gibi oturmak yoruyor beni, böyle bir anda; anlamlar ve düşünceler, sabit bir toprağın üzerinde ayakta durabilmenin, birkaç adım atabilmenin yanında çok geride kalıyo…

pradu

Sevgili kardeşim Pradu, tüm umut kaybolduğunda, sana ne pahasına olursa olsun inanıyorum. Yerde kalacağına inen tüm gölgelere rağmen koşmaktan ve yürümekten vazgeçmeyeceğine. Çünkü sen, tüm yaşamını daha açık hale getirirsin. Tekrar tüm gölgeler düştüğünde, sen parlayacaksın. Koşmaya devam et. Güneş her zaman doğar, güneş her zaman vardır Pradu. Bence sen bulutların arkasında onu göreceksin. Duvar belkide seni ısıtacak bir ışıktır... Aklın hep dolaşıp duruyor, ben bunun farkındayım. Yıllar sonra çocukluğun tekrar sana geri dönecek, bir kuş ve tüm sırlar ile birlikte. Kaybolduğunda ait olduğun yere dönmen için. Orman kararacak ve tüm ağaçlar gittiğinde bir çok şey ezici olduğunda o sana geri dönecek sonra sen onu gördüğüne çok sevineceksin Pradu ve sana yemin ederim ben seni gördüğüme çok seviniyorum. ''
Uzaktan çok amaçsız ve savruk görünüyor ama içinde biriktirdiklerini yok etmek için, toprağa gömdüğünü biliyorum. Acıları ve mutluluğu için toprağa serptiği onca tohum, belkide insan oluşundaki en büyük alışkanlığıydı... Duygularını canlı tutacak, ona hatırlatacak hiç kimsesi yoktu, bu yüzden toprak ona herhangi bir insandan daha yakın ve yeşeren her tohum, onun kendisi için yetiştirdiği hatıralarıydı. Mecburi sessizliğindeki en yüce gönüllü tavrı. Ben onun hiç konuştuğunu duymadım, zaten konuşacak kimsesi yoktu, güzel bir kadındı, küt saçları ve onu sarmalayan gri bir elbisesi vardı. Bacaklarına ve ayaklarına dolanan o uzun gri elbise... Onca zaman onunla konuşacak cesaretim hiç olmadı. Benim için hep bir fotoğraf karesi gibi, olabildiğine donuk ve renksiz. Onu sadece rüzgarların ve kuşların şarkısıyla anımsayabiliyorum, bu bazen beni üzüyor ama üzüntümün en büyük parçası, onun sessizliğiydi aslında. Şu, sürekli yeşeren ve büyüyen toh…
Sevgili insan, mektup acil ve parmaklarım acıyor. Seni arayacaktım, fakat; yaşadığım yer şehre çok uzak bir mesafede, oraya varmak için yedi orman ve iki nehir geçmem gerekiyor, bunun ne demek olduğunu biliyorsun ve artık zaman yok. Bu sana yazdığım ilk ve son mektup olabilir, çünkü; kısa bir süre sonra hiçbir şey hatırlamıyor olacağım. Kuzgunlardan birisi bugün öldü, bir diğeri ise bu mektubu sana taşıyor olacak ve artık onun seninle birlikte kalmasını istiyorum. Ölen kuzgunu gömmek zorunda kaldık, kanadından bir parçayı da bu mektupla sana gönderiyorum. Bu ölümle ilgili bir kaygım ve korkum yok, üzüntümün bir parçası da olmanı istemiyorum. Şimdi sana o çok merak ettiğin ak kadını yazacağım. Kadın güvenli bir yolda yürüyor, yabani otların büyüdüğü bir yol bu ve o yolda hiç bir korku yok, sessizliği bozan insan sesleri yok. Duyulan tek ses kuşlardan ve uzakta hiçbir şeye al…