23 Mart 2017 Perşembe

Gece olana dek beklemek zorundaydı, gece olana dek orada sessiz ve sakin. Çünkü; onun derisi güneşte yanar, kurur ve acı verirdi.  Güneşi severdi aslında, güneş de onu ama derisi  o kadar ince ve saydamdı ki aradaki bağı çözümleyemeden yanardı. Yıllarca o oyuktan dışarı güneşin dokunduklarına baktı. Arkadaşlarının coşkulu oyunları izledi. Bir yaprağın üzerindeki suyun güneşle olan ilişkisini anlayamadı ama toprağa ve diğerlerine nasıl hayat verdiğini gördü. O oyuktan yıllarca...

Gece olana dek başka bir karanlığın içinde... 



Güneş kaybolduğunda kederini anlamak için sessizliğine odaklanırdım. Onun sessizliği gece ile eşti. Zaten o bunu gecenin kendisinden öğrenmişti. Yağmuru severdi. Gecenin içine düşen yağmur onun misafirleriydi. Kederini paylaşacağı ve aralarında kendini var edeceği dostlarıydı. Kendi varlığını tamamladığı ve tamamlanmış hissettiği bir andı onun için.. Onunla yürürken ben ıslanırdım ama yağmur ona sarılırdı. Ben kendini tekrar eden sesler duyardım ama o sözcükleri anlar bir şekilde karşılık verirdi. Her gece yürüdüğümüz yolun sonunda dinlenmek için biraz otururduk, benimle konuşmasını çok arzu ederdim ama o ağaçları tercih ederdi. Zaten karanlık olan gecede bir gölge gibi hissederdim.  Bunun beni rahatsız ettiğini hatırlamıyorum. Çünkü; kardeşime olan sevgim ve bağlılığım onu yakan güneşin varlığı kadar gerçek ve yoğun. Derimi üzerimden silkip onun üstüne bir örtü gibi sermeyi çok isterdim ya da onu güvende tutacak etrafıra sarılı bir gölge olmayı. 

3 Ocak 2017 Salı

Sana bakmak güzel ve bu kara zift gibi kediye dokunmak. Bazen sana benzemek istiyorum. Bazen bir gölgesize. Elini ağacın gövdesine koy, hissediyor musun ? Buz gibi, bazen ona benzemek istiyorum. Aniden heryerdeyim ve aniden tekrar burada... sana bakıyorum.

13 Nisan 2015 Pazartesi

 ''Bak isimler silinip duruyor.Düşün şimdi; adını bilmediğin birşeye nasıl sesleneceksin ya da seslensen bile seni duyacak mı ? duysa bile gerçekten ona seslendiğini nasıl anlayacak. Bak görüyor musun isimler siliniyor işte...'' Oturduğumuz taşın üzerinde bir sağa bir sola bakıp gülümsüyordu. Aralıklarla havayı kokluyor sonra '' gece  '' diye mırıldanıp, yüzüme bakıyordu. Bana dönüp bir kez daha gülümsedikten sonra sordu. ''Peki sen beni biraz taşır mısın, şu çukura kadar. Beni biraz taşırsan sana daha fazlasını anlatacağım ve sende bileceksin.'' Onu istediği gibi çukura kadar taşıdım, seyrek ve savrularak. Her yalpalanışımda o içten içe kıkırdadı bense hem onu hemde kendimi düşürmemek için gayret ediyordum. Birde gecenin o vakti paçalarımıza dolanan kedi rahat bırakmıyordu, yinede o anı ve onları sevmeye başladığımı farkediyordum. Bir an farkettim ki üzerimdeki tek yük onun ağırlığı ya da beni yalpalatan kedinin sırnaşması değildi. Ben bu duruma alışıp kabullenmeden konuşmaya başladı. ''Bazen sana benzemek istiyorum sonra bu kediye, elini toprağa koy hissediyor musun ? buz gibi, bazen onada benzemek istiyorum. Aniden heryerdeyim ve aniden tekrar burada sana bakıyorum. Sana bakmak güzel ve bu kara zift gibi kediyi okşamak. Ama isimler siliniyor.'' Oturduğumuz yere yakın, yokuş aşağı duran ağaçlar vardı. Bir süre oraya bakarken beni yakaladı. Ben oraya bakarken beni izlediğini fark edebiliyordum. Gülümseyişi umut dolu, yeni aydınlanan güzel bir gün gibi ama bir an varki o an ona bakmaktan çekiniyorum. Zaten henüz acıyan bir yarayı acıtmak gibi geliyor. Ağlamak istediğimi hissediyorum sonra bunun bir zayıflık olduğunu düşünüp hemen vazgeçiyorum. Onun böylesine konuşkan oluşu beni rahatlatıyor ama aynı ölçüde benim sessizliğim, onu yalnızlaştırıyordu. Bu konuda biraz buruk ve istekli olduğumu biliyordu bu yüzden naifliği ile beni büküyordu. Her şekilde birbirimize çarpıp orada bir boşluk bırakmıyorduk. Kafasını öne eğip konuşmaya başladı. '' isimler siliniyor işte ''

2 Kasım 2014 Pazar



  •          O en kötü günde ben de kararıyordum artık... Sesini işittiklerim, dokunamadıklarım ve ayaklarımı üzerine koyamadığım toprak gibi. Artık ne zırhım ne de gövdem beni taşıyordu, ne de kuşun gölgesi ile birlikte içinde süzüldüğüm şu hava. 




  •             Bugün eve dönüşümün 3. günü, kaybettiğim ve hatırlamakta zorlandığım her şey buraya sıkışmış sanki. Derin bir nefes alıp kapalı gözler ile tüm noktalara ulaşabiliyorum. O kadar ki, kardeşimin yokluğu bile hissedilmiyor bazen.  Yine de tüm bu gerçekliğin içine gömülmek zırhımı biraz daha ağırlaştırıyor. Çocuk olduğumuz günlerde üzerinde resimler çizdiğimiz masa, tavan arasındaki oyuklar ve aklımdaki oyunlar… hepsi yerli yerinde. Ama kardeşim Zelune'yi hatırladıkça ağrım biraz daha çoğalıyor, biraz daha ağırlaşıyor ve gömülüyorum. Böyle anlardan sonra kaçmanın ve saatlerce yürümenin, göğsümdeki ağrıyı ve zırhımdaki yoğunluğu hafiflettiğini biliyorum ama beni buraya bağlayan şey tüm haraketimi engelliyor. Yine de kendime acıyıp, gölgelerin altında kalmamak için sabırla ve erdemle bacaklarımı haraket ettiriyorum. Beni özgürleştiren onların benden vazgeçiyor olması… buna rağmen ben haraket ediyorum. Tepkisiz ve nefessiz bana bakan sandalyeye benzememek için dahada zorluyorum kendimi dahada arzu ve tutku ile yürümek istiyorum. Hızlandığımda onlarda güçleniyor, dirileşiyor ve sandalye konuşmaya başlıyor sanki. Onu gerçek kılan tüm anılar ile birlikte. Odanın içinde kardeşim ile koşuşturduğumuz günler biraz daha çoğalıyor, hiç bitmeyen oyunları hatırlıyorum, biraz daha yakınımda. Son bir hamle yapıp buradan uzaklaşmadan önce, sandalyeye oturuyorum, son kez soluyup tüm derimi yırtarak koşmak için. Yine hatırlıyorum o uğultuyu, tüm dostlarımızla oturduğumuz karanlık geceyi, ışığın dönüşüne kadar yanan mumları. Açılan kapı ile tüm soğuk derime işliyor, oradan zihnime. Bomboş ve yalnız bir düzlüğe. Kollarımda ve omuzlarımdaki parçalanma hissi yakıyor. Soğuduğumu biliyorum. Bunlara karşılık ne bir güce ne de bir görünüşe sahibim. Düzlük dahada genişliyor sanki, rüzgar yeri kaldırıyor ve haraket etmesini sağlıyor, işte o anda bunu sevmeye başlıyorum. Boşluğun ve rüzgarın hareketi beni kendine bağlıyor. Bir başka güce itaat ederken bir başkası daha parçalıyor beni, onlar için ufalarak çoğalıyorum. Sonunu umursamadığım bir an’ oluyor artık…

  •            Yoksunluğumdan kurtulur kurtulmaz, Zelune geliyor aklıma, binlerceyim ve binlerce kez onu düşünüyorum ve binlerce kez ağıt.  Acı çektiriyor varlık bana gerçekten, sıkıyor beni. İnsan geride bıraktıklarını düşünmeden edemez. Zihnimde ve gönlümde onu her kaybettiğimi düşündüğümde dahada çoğalarak büyüyor. 

19 Temmuz 2013 Cuma

Yedi kahverengi yol - VI


  • Sevgili kuş,  pençelerim olmasaydı, alnına biraz toprak serperdim ama korkuyorum seni incitmekten, korkuyorum yaranı büyütmekten. Sabaha daha var, kaygılanma kuş, sabah olduğunda anlayacaktır. Kalkıp düştüğün yerdeki çukura, oraya akan kana bakacaktır. Dönüp saracaktır belki başını. Biliyorum ben sevgili kuş biliyorum sen kaygılanma. Gündüz olana dek koşacağım, gündüz olana dek durmaksızın ve o tepeden sana bakacağım, tekrar buradaysan ve kanamıyorsan sana gülümseyeceğim. Tekrar buradaysan ve kanıyorsan, seni almaya geleceğim. Çünkü kalbin kanatlarını taşıyamayacak kadar ağırlaşmış olacak ve ben sevgili kuş, senin yükünü seninle birlikte götüreceğim, sonra sen dönüşeceksin. Sabaha daha çok var kuş, hoşçakal.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

pradu

  •      Henüz küçük bir çocuk olan Pradu'yu, serin bir yaz akşamı en sevdiği çayırda koşuştururken gördüm, bir sağa, bir sola, bir ileri, bir geri,  koşuyordu Pradu. Bir süre sonra, kısa ve aralıklı koşuları onun kendi dansına dönüşmüştü. Tam olarak o sırada aklından neler geçtiğini bilmiyordum ama sadece koşuyor, duruyor ve yine koşuyordu... Neredeyse 2 ay önce ailesinin tüm fertlerini kaybetti, bu tavrını onun acısına mı, yalnızlığına mı yoksa çocuk haline mi vermeliydim bilmiyordum ama bildiğim bir şey var ise tüm ailesi yok olurken, o yine bu çayırlarda koşuşturuyordu.
  •  Beraber  yeşil ormanda yürür, içerideki güzelliklere bakardık, saatlerce top koşturur, bulduğu garip böcekleri defterine çizmesine yardım ederdim. Yani,  yine de biraz olsun onu tanırdım, babasını, annesini ve kız kardeşini. Yine bir gün o çayırlarda koşarken, yanına doğru gittim, ağladığını gözlerine bakınca anlayabiliyordum, benim sevgili kardeşim Pradu. Çimlerin üzerine oturup konuşmaya başladık. '' Hala buradasın Pradu, hep burada kalmayı tercih ediyorsun. Her zaman ki kayboluşlarından sonra seni burada bulmama şaşmamak gerek '' dedim ve gülümsedim. Aniden cümleme karşılık hiç beklemediğim bir cümle kurdu heyecanlı ve istekliydi, konuşmak istiyordu; '' abi '' dedi ve devam etti. '' Görünmez ve affedilebilir olmak isterdim, koşmak yürümek ve sadece koşmak ve yine yürümek. Belki bir duvara çarpana kadar ama bu çayırlarda hiç duvar yok, dümdüz ve yemyeşil. Duvarın nerede olduğunu  biliyorum abi, gayet iyi biliyorum. Tüm bulutların arkasında ve ben neredeyse oraya yaklaştım. '' dedi, sustu. Önüne baktı ve sustu. Ona bulutların arkadasın bir duvar olduğunu söyleyemezdim,  o bir çocuktu, ölümlerin bile onu yavaşlatmadığını gördüm. Belki de benim göremediğim bir çok şeyi görüyordu, bulutların arkasındakine olan inancıda bu yüzdendi, belki de. Belki de söylediğinin aksine, durmak ve yavaşlamak istiyordu. Bu genç yaşına rağmen yürümemek ve koşmamak, o duvara olabildiğince hızlı çarpıp sarsılmak istiyordu. O an ona en iyi cümlelerimi kurmak istedim.  Elimi omzuna koyup konuşmaya başladım.'' Sevgili kardeşim Pradu, tüm umut kaybolduğunda, sana ne pahasına olursa olsun inanıyorum. Yerde kalacağına inen tüm gölgelere rağmen koşmaktan ve yürümekten vazgeçmeyeceğine. Çünkü sen, tüm yaşamını daha açık hale getirirsin. Tekrar tüm gölgeler düştüğünde, sen parlayacaksın. Koşmaya devam et. Güneş her zaman doğar, güneş her zaman vardır Pradu. Bence sen bulutların arkasında onu göreceksin. Duvar belkide seni ısıtacak bir ışıktır... Aklın hep dolaşıp duruyor, ben bunun farkındayım. Yıllar sonra çocukluğun tekrar sana geri dönecek, bir kuş ve tüm sırlar ile birlikte. Kaybolduğunda ait olduğun yere dönmen için. Orman kararacak ve tüm ağaçlar gittiğinde bir çok şey ezici olduğunda o sana geri dönecek sonra sen onu gördüğüne çok sevineceksin Pradu ve sana yemin ederim ben seni gördüğüme çok seviniyorum. '' 

1 Mart 2013 Cuma


  •                Şimdi yılları aşıp geriye dönsem, biraz olsun acını dindirsem, en genç yaşımda kayboluşumu kabullenebilirdim. Hiç duymadığın ama hep dilediğin o sevgi dolu cümleleri senin için ezberlerdim, en iyi oyun arkadaşın olmayı çok isterdim ve en genç yaşımda arkadaşsız kalmayı sorun etmezdim. Babasız ve nasihatsiz kaldığın günlerde, sana en iyi yol olmayı isterdim, seni asla yormayan pürüzsüz ve tüm güzelliklerin çevresinde olduğu, yokuş aşağı bir yol. Şimdi bu genç yaşımda, ağladığın ve gönlüne sıkıntı veren her geceni paylaşmak isterdim, yalnız olmadığını bil diye. Dizlerinin üzerine her düştüğünde, seni kaldırıp tekrar koşmaya devam eden, kardeşin olmayı çok isterdim ve bu genç yaşımda kardeşsiz kalmayı sorun etmezdim. Yılları aşıp geri dönebilsem, seni ne çok sevdiğimi sen sıkılana kadar, sana söylerdim, ne çok sevildiğini unutma diye. Ateşler içinde uyandığın gecelerde, senin için endişelenmeyi çok isterdim, önemsendiğini ve acına karşılık, acım olduğunu bil diye, belki sen o zaman daha savaşçı olurdun geceye ve seni yakan ateşe, belki daha çabuk iyileşmek için çabalardın diye. Şimdi yılları aşıp geriye dönsem, bir kuzgun olsam, anlatırdım o sahipsiz kalan kuşlara, onları ne çok sevdiğini ve bu genç yaşımda dilsiz olmayı sorun etmezdim, onları ne çok sevdiğini bildiler diye. Yağmurlu bir günde, doğduğun günü kutlamak için sana gelen ve ıslanan bir arkadaşın olmayı çok isterdim, yağmurun bir engel olmadığını bil diye. Geri dönebilsem sana, gök gürültüsünü sevmeni sağlardım, haykırdığın her geceyi ona benzetmen ve sesinden güç alman için. 100 yıl senin için bir gezgin olsam ve yaşasam sonra sana geri dönsem, tüm bildiklerimi anlatırdım, dünyanın gökyüzünden ve yer kabuğundan ibaret olmadığını bil diye, belki sen o zaman daha savaşçı olurdun yaşamaya ve öğrenmeye. O karanlık gecede yanında olsam, sana yalvarırdım gölge ellere dokunma diye, omuzlarına bilinmezliğin yükünü alma diye.
  •                Şimdi sen, ben olduğunu bilsen, bu yazdıklarına çok üzülürdün ve sen genç yaşında geri dönebilsen bana yalvarırdın ben olma diye.