19 Nisan 2017 Çarşamba

Meria'd

 Kardeşinin rüyasından çıka gelmiş Meria’d. Korkunç bir gecenin ertesinde… Annesi ona sormuş  ‘’ beni hatırlıyor musun sen güzel çocuğum, beni duyuyor musun bilmediklerinin ardından ‘’ Meria’d onu hatırlamamış ona benzeyen onun gibi konuşup onun gibi giyinen kimseyi hatırlamamış.



Sen bahçede dönüp duran bir kuştun
Sen Kuyunun dibindeki uğultu.
Ellerinin ardı görünürdü senin Meria’d
Konuşurken nefesin bir fısıltı gibi duyulurdu.
Artık ne zaman yapraklar düşse, bir gölge onların arasına uzanıyor.
Sakince doğrudan bize bakıyor.
Sen onları göremiyorsun.. Bu beni üzüyor.
Nehirler yükseldiğinde sana geri dönebilir miyim ?
Bir süre için zihninde yaşayabilir miyim Meria’d ?
Bir süre için…
Çünkü ben; güneş doğduğunda denize doğru düşerim.
Eğer yapabilirsen benim için bir ışık yak
Nefesini içine üfle ve  bildiklerini geri getir.
Bana bir isim ver ve ben de sana orada sakladığın şeyi geri vereyim.
Kalbini kalbimim olduğu yere koy
ve benim için bir ışık yak Meria’d.
Sana unuttuklarını göstereyim.






11 Nisan 2017 Salı

Kalbinin çok dışında kalmayı arzu ettiğini biliyorum. Dönüşmeyi ve orada olmak istemediğini.

24 Mart 2017 Cuma

'' Çok şey duyuyorum anlattıklarından, muhtemelen benim anladıklarım senin ifade ettiklerinle aynı değiller. Umrumda değil, bir kere de gerçeklik kriteri olmayan bir hayal kurayım. Okuduklarımdan ve yazdıklarımdan sıkıldım. Kamuflaj konusunda çok başarısızım, rüyalarım da oldukça sıradan, cesursun ama sakladığın masallar var bir yerlerde.

Virgülü çok sevdim.susmadan önce virgül koy hep.




Öyle çok sır ki, bedenimde duyuyorum acısını ve sana uykumu veririm ama önce nasıl yapacağımı bilmem gerekiyor. Sen de en sığ ve sade haliyle güven ver bana önce sonra rüyalarını tadabilirim.

Tanıdık kelimelerin var, onları çok seviyorum, dokunmak, onlardan biri ve zihinsel sakinlik, ben buna düşünsesiz bilinç diyorum.

Biliyor musun beyaz saçlı yaşlı kadından önce dokunanlar da olacak.

Bir de ikinci notumu açıp okudum biraz önce gayet cesurca öpmek yazmıştım, yine de utanmamı istemiş kelimeler. Orada çıkan suratı sevmiyorum ama her koşulda, ''

                                                   - 2010 -   Gökçe


Sakin çocuklardık, isimlerimiz ailemizin bize sunduklarından farklıydı. Çok uzaktık ama aynı ölçüde iç içeydik. Sevgiyi görüp bilmiştik, aşkın adını duymuştuk sadece. Birşeylere sonsuzca bağlıydık. Anlamak daha çok bilmek istiyorduk. Duymak istediğimiz masallar, içine girmek istediğimiz rüyalar vardı. Bitmesini istemediğimiz cümleler. Yazılanları seviyorum, çünkü onlar orada öylece asılı kalır.

3 Ocak 2017 Salı

Sana bakmak güzel ve bu kara zift gibi kediye dokunmak. Bazen sana benzemek istiyorum. Bazen bir gölgesize. Elini ağacın gövdesine koy, hissediyor musun ? Buz gibi, bazen ona benzemek istiyorum. Aniden heryerdeyim ve aniden tekrar burada... sana bakıyorum.

13 Nisan 2015 Pazartesi

 ''Bak isimler silinip duruyor.Düşün şimdi; adını bilmediğin birşeye nasıl sesleneceksin ya da seslensen bile seni duyacak mı ? duysa bile gerçekten ona seslendiğini nasıl anlayacak. Bak görüyor musun isimler siliniyor işte...'' Oturduğumuz taşın üzerinde bir sağa bir sola bakıp gülümsüyordu. Aralıklarla havayı kokluyor sonra '' gece  '' diye mırıldanıp, yüzüme bakıyordu. Bana dönüp bir kez daha gülümsedikten sonra sordu. ''Peki sen beni biraz taşır mısın, şu çukura kadar. Beni biraz taşırsan sana daha fazlasını anlatacağım ve sende bileceksin.'' Onu istediği gibi çukura kadar taşıdım, seyrek ve savrularak. Her yalpalanışımda o içten içe kıkırdadı bense hem onu hemde kendimi düşürmemek için gayret ediyordum. Birde gecenin o vakti paçalarımıza dolanan kedi rahat bırakmıyordu, yinede o anı ve onları sevmeye başladığımı farkediyordum. Bir an farkettim ki üzerimdeki tek yük onun ağırlığı ya da beni yalpalatan kedinin sırnaşması değildi. Ben bu duruma alışıp kabullenmeden konuşmaya başladı. ''Bazen sana benzemek istiyorum sonra bu kediye, elini toprağa koy hissediyor musun ? buz gibi, bazen onada benzemek istiyorum. Aniden heryerdeyim ve aniden tekrar burada sana bakıyorum. Sana bakmak güzel ve bu kara zift gibi kediyi okşamak. Ama isimler siliniyor.'' Oturduğumuz yere yakın, yokuş aşağı duran ağaçlar vardı. Bir süre oraya bakarken beni yakaladı. Ben oraya bakarken beni izlediğini fark edebiliyordum. Gülümseyişi umut dolu, yeni aydınlanan güzel bir gün gibi ama bir an varki o an ona bakmaktan çekiniyorum. Zaten henüz acıyan bir yarayı acıtmak gibi geliyor. Ağlamak istediğimi hissediyorum sonra bunun bir zayıflık olduğunu düşünüp hemen vazgeçiyorum. Onun böylesine konuşkan oluşu beni rahatlatıyor ama aynı ölçüde benim sessizliğim, onu yalnızlaştırıyordu. Bu konuda biraz buruk ve istekli olduğumu biliyordu bu yüzden naifliği ile beni büküyordu. Her şekilde birbirimize çarpıp orada bir boşluk bırakmıyorduk. Kafasını öne eğip konuşmaya başladı. '' isimler siliniyor işte ''

2 Kasım 2014 Pazar



  •          O en kötü günde ben de kararıyordum artık... Sesini işittiklerim, dokunamadıklarım ve ayaklarımı üzerine koyamadığım toprak gibi. Artık ne zırhım ne de gövdem beni taşıyordu, ne de kuşun gölgesi ile birlikte içinde süzüldüğüm şu hava. 




  •             Bugün eve dönüşümün 3. günü, kaybettiğim ve hatırlamakta zorlandığım her şey buraya sıkışmış sanki. Derin bir nefes alıp kapalı gözler ile tüm noktalara ulaşabiliyorum. O kadar ki, kardeşimin yokluğu bile hissedilmiyor bazen.  Yine de tüm bu gerçekliğin içine gömülmek zırhımı biraz daha ağırlaştırıyor. Çocuk olduğumuz günlerde üzerinde resimler çizdiğimiz masa, tavan arasındaki oyuklar ve aklımdaki oyunlar… hepsi yerli yerinde. Ama kardeşim Zelune'yi hatırladıkça ağrım biraz daha çoğalıyor, biraz daha ağırlaşıyor ve gömülüyorum. Böyle anlardan sonra kaçmanın ve saatlerce yürümenin, göğsümdeki ağrıyı ve zırhımdaki yoğunluğu hafiflettiğini biliyorum ama beni buraya bağlayan şey tüm haraketimi engelliyor. Yine de kendime acıyıp, gölgelerin altında kalmamak için sabırla ve erdemle bacaklarımı haraket ettiriyorum. Beni özgürleştiren onların benden vazgeçiyor olması… buna rağmen ben haraket ediyorum. Tepkisiz ve nefessiz bana bakan sandalyeye benzememek için dahada zorluyorum kendimi dahada arzu ve tutku ile yürümek istiyorum. Hızlandığımda onlarda güçleniyor, dirileşiyor ve sandalye konuşmaya başlıyor sanki. Onu gerçek kılan tüm anılar ile birlikte. Odanın içinde kardeşim ile koşuşturduğumuz günler biraz daha çoğalıyor, hiç bitmeyen oyunları hatırlıyorum, biraz daha yakınımda. Son bir hamle yapıp buradan uzaklaşmadan önce, sandalyeye oturuyorum, son kez soluyup tüm derimi yırtarak koşmak için. Yine hatırlıyorum o uğultuyu, tüm dostlarımızla oturduğumuz karanlık geceyi, ışığın dönüşüne kadar yanan mumları. Açılan kapı ile tüm soğuk derime işliyor, oradan zihnime. Bomboş ve yalnız bir düzlüğe. Kollarımda ve omuzlarımdaki parçalanma hissi yakıyor. Soğuduğumu biliyorum. Bunlara karşılık ne bir güce ne de bir görünüşe sahibim. Düzlük dahada genişliyor sanki, rüzgar yeri kaldırıyor ve haraket etmesini sağlıyor, işte o anda bunu sevmeye başlıyorum. Boşluğun ve rüzgarın hareketi beni kendine bağlıyor. Bir başka güce itaat ederken bir başkası daha parçalıyor beni, onlar için ufalarak çoğalıyorum. Sonunu umursamadığım bir an’ oluyor artık…

  •            Yoksunluğumdan kurtulur kurtulmaz, Zelune geliyor aklıma, binlerceyim ve binlerce kez onu düşünüyorum ve binlerce kez ağıt.  Acı çektiriyor varlık bana gerçekten, sıkıyor beni. İnsan geride bıraktıklarını düşünmeden edemez. Zihnimde ve gönlümde onu her kaybettiğimi düşündüğümde dahada çoğalarak büyüyor. 

29 Nisan 2014 Salı

            Kuşun gölgesinde otururken, ayaklarım toprağa hiç değmez, o gidene kadar yere basmayı hiç düşünmem, zaten istesem de yapamam...

            Kuşla ve onun gölgesiyle oturuyorum, ardımdaki her şey rüzgar ile birlikte savruluyor, toprağa ve havaya karışıyor hatta suya sonra ateşe, dünyanın arka tarafına doğru uçuşuyor... Yıllardır ne kadar çok dilesem de gördüklerimi istediğim gibi anlatamam. Çünkü zaman, ikiye bölünür ve ben, çok dışımda değil, bu gümüş renkli düzlükte, kendimi kaybetmemek ve dönüşmemek için zor tutarım... nihayetinde başaramam.

            İlerideki tepeyi birdenbire görüyorum. Rüzgar, bana doğru esiyor, bulutların ve ağaç dallarının arasından güneşi çok az görebiliyorum. Kolumdaki saate bakınca dört saattir aynı yerdeyim ama bulunmam gereken yeri çoktan geride bırakmışım. Dört saat boyunca taş gibi oturmak yoruyor beni, böyle bir anda; anlamlar ve düşünceler, sabit bir toprağın üzerinde ayakta durabilmenin, birkaç adım atabilmenin yanında çok geride kalıyor. Yürümek istiyorum, kuşun gölgesinden uzaklaşacak olmak beni huzursuz ediyor. Bir dostum daha çıkagelse acımdan ve kederimden beni yürüyerek uzaklaştırsa. Unutarak ve söylenerek yürümeye devam etsek. Ama biliyorum, yakın zamanda bir dostum daha gelmeyecek. Zaman geçmiyor. Hiç bitmiyor ve ben içine sıkıştığım bu acınası fizikle ne yapacağımı bilmiyorum.

19 Temmuz 2013 Cuma

Yedi kahverengi yol - VI


  • Sevgili kuş,  pençelerim olmasaydı, alnına biraz toprak serperdim ama korkuyorum seni incitmekten, korkuyorum yaranı büyütmekten. Sabaha daha var, kaygılanma kuş, sabah olduğunda anlayacaktır. Kalkıp düştüğün yerdeki çukura, oraya akan kana bakacaktır. Dönüp saracaktır belki başını. Biliyorum ben sevgili kuş biliyorum sen kaygılanma. Gündüz olana dek koşacağım, gündüz olana dek durmaksızın ve o tepeden sana bakacağım, tekrar buradaysan ve kanamıyorsan sana gülümseyeceğim. Tekrar buradaysan ve kanıyorsan, seni almaya geleceğim. Çünkü kalbin kanatlarını taşıyamayacak kadar ağırlaşmış olacak ve ben sevgili kuş, senin yükünü seninle birlikte götüreceğim, sonra sen dönüşeceksin. Sabaha daha çok var kuş, hoşçakal.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

pradu

  •      Henüz küçük bir çocuk olan Pradu'yu, serin bir yaz akşamı en sevdiği çayırda koşuştururken gördüm, bir sağa, bir sola, bir ileri, bir geri,  koşuyordu Pradu. Bir süre sonra, kısa ve aralıklı koşuları onun kendi dansına dönüşmüştü. Tam olarak o sırada aklından neler geçtiğini bilmiyordum ama sadece koşuyor, duruyor ve yine koşuyordu... Neredeyse 2 ay önce ailesinin tüm fertlerini kaybetti, bu tavrını onun acısına mı, yalnızlığına mı yoksa çocuk haline mi vermeliydim bilmiyordum ama bildiğim bir şey var ise tüm ailesi yok olurken, o yine bu çayırlarda koşuşturuyordu.
  •  Beraber  yeşil ormanda yürür, içerideki güzelliklere bakardık, saatlerce top koşturur, bulduğu garip böcekleri defterine çizmesine yardım ederdim. Yani,  yine de biraz olsun onu tanırdım, babasını, annesini ve kız kardeşini. Yine bir gün o çayırlarda koşarken, yanına doğru gittim, ağladığını gözlerine bakınca anlayabiliyordum, benim sevgili kardeşim Pradu. Çimlerin üzerine oturup konuşmaya başladık. '' Hala buradasın Pradu, hep burada kalmayı tercih ediyorsun. Her zaman ki kayboluşlarından sonra seni burada bulmama şaşmamak gerek '' dedim ve gülümsedim. Aniden cümleme karşılık hiç beklemediğim bir cümle kurdu heyecanlı ve istekliydi, konuşmak istiyordu; '' abi '' dedi ve devam etti. '' Görünmez ve affedilebilir olmak isterdim, koşmak yürümek ve sadece koşmak ve yine yürümek. Belki bir duvara çarpana kadar ama bu çayırlarda hiç duvar yok, dümdüz ve yemyeşil. Duvarın nerede olduğunu  biliyorum abi, gayet iyi biliyorum. Tüm bulutların arkasında ve ben neredeyse oraya yaklaştım. '' dedi, sustu. Önüne baktı ve sustu. Ona bulutların arkadasın bir duvar olduğunu söyleyemezdim,  o bir çocuktu, ölümlerin bile onu yavaşlatmadığını gördüm. Belki de benim göremediğim bir çok şeyi görüyordu, bulutların arkasındakine olan inancıda bu yüzdendi, belki de. Belki de söylediğinin aksine, durmak ve yavaşlamak istiyordu. Bu genç yaşına rağmen yürümemek ve koşmamak, o duvara olabildiğince hızlı çarpıp sarsılmak istiyordu. O an ona en iyi cümlelerimi kurmak istedim.  Elimi omzuna koyup konuşmaya başladım.'' Sevgili kardeşim Pradu, tüm umut kaybolduğunda, sana ne pahasına olursa olsun inanıyorum. Yerde kalacağına inen tüm gölgelere rağmen koşmaktan ve yürümekten vazgeçmeyeceğine. Çünkü sen, tüm yaşamını daha açık hale getirirsin. Tekrar tüm gölgeler düştüğünde, sen parlayacaksın. Koşmaya devam et. Güneş her zaman doğar, güneş her zaman vardır Pradu. Bence sen bulutların arkasında onu göreceksin. Duvar belkide seni ısıtacak bir ışıktır... Aklın hep dolaşıp duruyor, ben bunun farkındayım. Yıllar sonra çocukluğun tekrar sana geri dönecek, bir kuş ve tüm sırlar ile birlikte. Kaybolduğunda ait olduğun yere dönmen için. Orman kararacak ve tüm ağaçlar gittiğinde bir çok şey ezici olduğunda o sana geri dönecek sonra sen onu gördüğüne çok sevineceksin Pradu ve sana yemin ederim ben seni gördüğüme çok seviniyorum. '' 

1 Mart 2013 Cuma


  •                Şimdi yılları aşıp geriye dönsem, biraz olsun acını dindirsem, en genç yaşımda kayboluşumu kabullenebilirdim. Hiç duymadığın ama hep dilediğin o sevgi dolu cümleleri senin için ezberlerdim, en iyi oyun arkadaşın olmayı çok isterdim ve en genç yaşımda arkadaşsız kalmayı sorun etmezdim. Babasız ve nasihatsiz kaldığın günlerde, sana en iyi yol olmayı isterdim, seni asla yormayan pürüzsüz ve tüm güzelliklerin çevresinde olduğu, yokuş aşağı bir yol. Şimdi bu genç yaşımda, ağladığın ve gönlüne sıkıntı veren her geceni paylaşmak isterdim, yalnız olmadığını bil diye. Dizlerinin üzerine her düştüğünde, seni kaldırıp tekrar koşmaya devam eden, kardeşin olmayı çok isterdim ve bu genç yaşımda kardeşsiz kalmayı sorun etmezdim. Yılları aşıp geri dönebilsem, seni ne çok sevdiğimi sen sıkılana kadar, sana söylerdim, ne çok sevildiğini unutma diye. Ateşler içinde uyandığın gecelerde, senin için endişelenmeyi çok isterdim, önemsendiğini ve acına karşılık, acım olduğunu bil diye, belki sen o zaman daha savaşçı olurdun geceye ve seni yakan ateşe, belki daha çabuk iyileşmek için çabalardın diye. Şimdi yılları aşıp geriye dönsem, bir kuzgun olsam, anlatırdım o sahipsiz kalan kuşlara, onları ne çok sevdiğini ve bu genç yaşımda dilsiz olmayı sorun etmezdim, onları ne çok sevdiğini bildiler diye. Yağmurlu bir günde, doğduğun günü kutlamak için sana gelen ve ıslanan bir arkadaşın olmayı çok isterdim, yağmurun bir engel olmadığını bil diye. Geri dönebilsem sana, gök gürültüsünü sevmeni sağlardım, haykırdığın her geceyi ona benzetmen ve sesinden güç alman için. 100 yıl senin için bir gezgin olsam ve yaşasam sonra sana geri dönsem, tüm bildiklerimi anlatırdım, dünyanın gökyüzünden ve yer kabuğundan ibaret olmadığını bil diye, belki sen o zaman daha savaşçı olurdun yaşamaya ve öğrenmeye. O karanlık gecede yanında olsam, sana yalvarırdım gölge ellere dokunma diye, omuzlarına bilinmezliğin yükünü alma diye.
  •                Şimdi sen, ben olduğunu bilsen, bu yazdıklarına çok üzülürdün ve sen genç yaşında geri dönebilsen bana yalvarırdın ben olma diye.

7 Aralık 2012 Cuma


  • Ölümsüz bağlılığımızı tamamlamaya çok az kalmıştı ama korkunç gecenin ertesinde, kumlu sulardan nereye çıktığımı asla bilmiyordum ve yüksekte olanlar bu bağlılığa izin vermemişlerdi. Yıllarca yürüdüm, yıllarca karanlığa ve cılız aydınlığa, beni yok edecekleri toprağa, yalnızlığa, geceye ve suyun altına...
    Gizlemeliydik görecek olanlardan, gizlenmeliydik sana bir şey olur diye. Kayıyor ince bir su gibi aydınlık saçan ışık, yanmaya başlıyor üzerimde taşıdığım bu çelik zırh ve bir sıcaklık seziyorum gövdende toprağını yakacak.. Zorluyor beni kızgın çeliğin ağırlığı. Zorluyor beni arzum ve korkum. 



  • Henüz gece olmadan, varmak istediğim yolun sonuna, kardeşim Kivra'nın evine varmıştım. Sıcak bir selamlama ve özlediğim her şey bu evin içindeydi. İçerideki dostlarıma selam verip, koltuğa sıralanmış insanların yanında bir yer bulup yavaşça oturdum. İnsanlara ve sessizliklerine odaklandım, dostlarımın gözlerine ve kardeşimin gövdesindeki karartıya. Kapıdaki sevincimin ardından gelen bu derin üzüntü beni boğuyordu, dışarıdaki yağmuru ve gök gürültüsünü işitebiliyordum, tıpkı bu odada oturan insanların üzüntüleri gibi. Kardeşim Kivra yüzünü yerden alıp bana döndü, kırık ve parçalanmış bir şekilde Arhuel'i kaybettiğimizi söyledi... Bu en mutsuz günde, kararıyordum bende artık, o sevimli güzel kadın, ona akıyordu tüm aydınlığımız, herhangi bir dilediğim yoktu onu bir kez daha kucaklamaktan başka. Sonunda kaskatı kesilen gövdemle birlikte evin dışına çıktım. Bu geniş arazilerin sonsuz gökyüzünün bütünlüğünden daha derindi acım, kaygım, korkum ve yalnızlığım. Derim dökülüyordu toprağa, su alıp götürüyordu umursamadan sanki ondan istediğim bir dilek varmış gibi ve ben toprak acımı paylaşmasın diye, kızıyordum yağan bu yağmura... Aniden sanki bir el dokundu omzuma ve ben hatırladım bir an için dileğimi, utanarak ıslanmaya başladım yağmurda, sessizce dileğimi tekrarladım ona, defalarca, sessiz ve sakin, ta ki derim aşınıp acıdan bacaklarım beni taşımayana kadar... ''Şimdi ben bir toprak olsam, korkularımın en büyüğü susuzluk olurdu ve ben bir toprak olsam en büyük aşkım su olurdu. Ben toprak kadının bir parçası olsam en büyük arzum ona karışmak olurdu'' Sonunda yüz göz olmuştum balçıkla, ince bir su gibi aydınlık saçan bu ışık, balçığı ve zırhımı yakıyordu, toprağa yağan o tüm yağmur boğuyordu beni şefkatle, kızgın çeliğin ağırlığı zorluyordu beni, kendimi oradan çekip almak istediğimde, kaldıramıyordum kollarımı, kaldıramıyordum bacaklarımı. Bir ses geldi yakından, tüm yağan o yağmur gövdemi kaplamışken; '' bu değil miydi dileğin, arzun, sevgin. Şimdi neden çekip almak istiyorsun kendini bu kutsallıktan bu hediyeden. Hadi biraz daha göm kafanı balçığa daha derine in gör bak ne var orada. Bu değil miydi senin ölümsüzlüğün. Neden uyanmak istiyorsun şimdi '' Su biraz daha beni boğarken, büyük bir erdemle acıyordum kendime, acizliğime ve hareketsizliğime... Bütün ağırlığımı balçığa ve beni boğan suya vermiştim, korkularımdan uzaklaşıp, arzuma ve dileğime biraz daha yakınlaşıyordum. Bir süre sonra suyun beni taşıdığını ve balçıkla olan bağımı kaybettiğimi farkettim, sanki vücudum havada süzülüyor gibiydi. Önce son bir gayretle kendimi suyun altına itip balçığa tutunmaya çalıştım ve her denememde geri çekiliyordum. Tüm bunlar olurken, yani; tam olarak o anda yüksekte olanların bana gülümsediklerinden emindim... 


  •  Yok edebilseydim etimi ve kemiğimi bu balçıkla, keyiflenmeyecek miydim toprağıma her bastıklarında, parlamayacak mıydı benden kalanlar bir çınarın gövdesinde ve ben... istemeden büyük bir gizemi açıklayabilirdim sana, yalnızlık içinde görkemle tahta geçenler gibi ve ne çok mutsuzum diye burada, ateş olanlardan kaçıp saklanabilirdim ruhuna...

Meria'd  Kardeşinin rüyasından çıka gelmiş Meria’d. Korkunç bir gecenin ertesinde… Annesi ona sormuş  ‘’ beni hatırlıyor musun sen...