Kayıtlar

Nisan, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Uzaktan çok amaçsız ve savruk görünüyor ama içinde biriktirdiklerini yok etmek için, toprağa gömdüğünü biliyorum. Acıları ve mutluluğu için toprağa serptiği onca tohum, belkide insan oluşundaki en büyük alışkanlığıydı... Duygularını canlı tutacak, ona hatırlatacak hiç kimsesi yoktu, bu yüzden toprak ona herhangi bir insandan daha yakın ve yeşeren her tohum, onun kendisi için yetiştirdiği hatıralarıydı. Mecburi sessizliğindeki en yüce gönüllü tavrı. Ben onun hiç konuştuğunu duymadım, zaten konuşacak kimsesi yoktu, güzel bir kadındı, küt saçları ve onu sarmalayan gri bir elbisesi vardı. Bacaklarına ve ayaklarına dolanan o uzun gri elbise... Onca zaman onunla konuşacak cesaretim hiç olmadı. Benim için hep bir fotoğraf karesi gibi, olabildiğine donuk ve renksiz. Onu sadece rüzgarların ve kuşların şarkısıyla anımsayabiliyorum, bu bazen beni üzüyor ama üzüntümün en büyük parçası, onun sessizliğiydi aslında. Şu, sürekli yeşeren ve büyüyen toh…
Soğuk bir kış gecesi, çatısı olan kapısında kuru ağaç yeşeren büyük bir evde, beş kardeş koltukta uzunca oturuyordu ve içlerinde en küçük olanı bendim, en geride ve en görünmez. Bu ev açık bir araziye kurulmuştu, hepimize yetecek kadar büyük bahçesi ve bahçeyi çevreleyen alçak duvarları vardı... Evin içindeki küçük çatlaklar her zaman dikkatimi çekmiştir. Çoğu zaman onları kapatmak için aralarına beyaz toprak sıkıştırırdım. Zamanla o toprak oradan düşer ve ben yine aynısını yapardım. Evin giriş kapısı beyaz gri renklerde işlenmiş çok eski ve ağırdı, tek başıma açamayacak kadar ağır büyük bir kapı. O kadar eski görünüyordu ki, sanki içine yüzyılları sığdırmışlar. Ama özenle işlenmiş bir kapıydı bu, ne kadar küçük olsam da bunu anlayabiliyordum, ilk defa bir gezginde gördüğüm el yapımı haritayı anımsatıyordu bana her seferinde. Bu evin içinde, her pencerenin önüne koyulmuş adını bilmediğim ve hiç sormadığım beyaz bir çiçek vardı. Bizi sakinleştirdiğinden eminim, bu yüzden onun varlığın…